I. MASALLARDAN

Aşağıdaki metin Masallar serisinden alınmıştır.

Yalancının sonu

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yılanlar yuva yapmış, yalan dolan içinde. Yılanları n’apmalı, kuyruğundan tutmalı, yalan söyleyenlerin, üstlerine  atmalı. Yılanların suçu yok, yalancının yanında, yılan şahı dolaşır, yalancının kanında. Yılanın adı çıkmış, kötülük konusunda, asıl alçak yalandır, varlıklar arasında.

 

 

Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Çok düşünüp az söylemek epeyi bir hünermiş, ölçüp tartmadan çok konuşmak ise beterlerden de betermiş. Az konuşanların sözleri aranıp da bulunmaz değerli mücevherler gibi her yerde baş tacı imiş; çok konuşanların son durumu ise maalesef hep acınacak birer derbeder mi derbedermiş.

 

Bunlardan başka, yalan konuşmak ise zehirlilerden zehirli zağlı bir hançermiş. Yalan konuşanların dilleri engerek yılanının dili gibi çatal matalmış. Bu çatal matal dilli yalancının biri bir gün yapacak iş bulamamış ortalığa bir balon atayım da geri durup kikir kikir eğleneyim demiş.

 

Giyinmiş miyinmiş, taranmış kuşanmış sokağa çıkmış. Önüne gelen ilk adama “senin ev yanmış haberin var mı, huu birader?” deyivermiş. Bu sözü duyan adamda bet beniz kalmamış, aklı başından gitmiş, dili tutulmuş da “Hakikat mi bu birader?” diyememiş. Apar topar mahallesine doğru koşmaya başlamış. Yayan yapıldak, baş açık kelle kabak, ha bire koşuyormuş evinin bulunduğu sokağa doğru. Önüne gelen komşularına da “Bizim mahalle alev alevmiş, durman koşun!” diye haber veriyor onları da ardına katıp sersem sepelek koşturuyor da koşturuyormuş. Evlerinin yandığını duyan bu alık kalabalık, önlerine çocuk çoluk, torun tombalak kim gelirse ezip geçiyormuş.

 

Adamcağızlar vara vara varsalar ki mahallelerine, ortalıkta yangın mangın yok. Evceğizleri çakı gibi, yerli yerinde duruyor. Yüreklerine serinlerden serin sular serpilmiş, rahatlamışlar. Rahatlamışlar amma kendilerine bu aslı faslı yok haberi veren adama etmediklerini bırakmamışlar. Adamcağızın, itiraz edip “durun ağalarım beylerim, kızanlarım efelerim bu haberi bana…” demesini dinlemeden, lafını bitirmesine fırsat mırsat vermeden saat bu saat deyip dayamışlar köteği. Kimi hakaret etmiş, kimi Allah ne verdiyse yüklenmiş, bazısı kafa atmış bazısı silleyle girişmiş. Adamı adamlıktan çıkarmışlar, yunup yıkanmış partal bir kilim eskisi gibi şuracığa yığakoymuşlar.

 

İşlerini bitirip hırslarını az biraz giderince söylene söylene, homurdana homurdana uzaklaşmaya durmuşlar. Uzaklaşmaya durmuşlar amma adamcağızın mırıltıları arasında bir şeyler gizli olduğunu sezinleyen insaflı biri “durun hele canlar, bu adam ne mırıldar, bir dinleyin ki bizim yaptığımız bu işte herhal bir yanlışlık var!” diye ünlemiş. Geri dönüp hâmuş hâmuş dinlemişler ki durum hiç de kendilerinin düşündüğü gibi değil, zavallıcık masum ki ne masum! Adamdan bin bir özür dilerken asıl yalan söyleyenin eşkâlini bir bir belirlemişler. Sen misin durduk yere yalan yumurtlayan çıfıt çarşısı! Az bir araştırma taraştırmayla çatal dilli yalancıyı hemen enselemişler, yer misin yemez misin deyip eşek sudan gelinceye dek bi ton sopa çekmişler. Yanlışlıkla ıslattıkları birinci adama da gönül alma babından, yalancının malından mülkünden bir eşek yükü özür armağanı hediye hazırlamışlar.

 

İş olup bittikten sonra ellerinin tozunu çırpıştırıp evli evine köylü köyüne, yollanır gider olmuş. Olmuş amma yalancının evinin orasından burasından da isli dumanlar ve kızıl alevler çıkmaya başlamış. Yanmış yüreği çatal dilli engereğin, ama nafile, nereye koşmuş hangi kapıya başvurmuşsa yardım eden çıkmamış. Koca konak bir kül yığınına dönmüş. Yılan dilli yalancı da bu kül yığınının önüne çöreklenmiş kalmış.

 

Onlar bu olayları yaşamışlar, siz sakın ha sakın yanılmayın, yalana kapılmayın.

 
Şemsettin Yapar

Cevap bırak

Sizin cevabınız: